Gürültüye Rağmen Sessizce İlerlemek
Her şey çok hızlı.
Herkes bir şeyler söylüyor.
Biri “şöyle yapmalısın” diyor, öteki “başarılı olmanın yolu budur” diye bağırıyor.
Ama ben…
Fısıltıyla kendi yolumda ilerlemeyi seçtim.
Dijital Gürültü İçinde Kaybolmak
Günümüz dünyasında sesini duyurmak için bağırmak gerekiyormuş gibi geliyor insana.
Daha çok göster, daha çok anlat, daha çok paylaş…
Ama ben, yazmayı seçtim.
Bağırmadan.
Sadece söylemek istediklerimi yazarak.
Sessiz Ama Kararlı
Kimse beni teşvik etmese de yazıyorum.
Her yazı milyonlarca görüntüleme almıyor.
Ama her yazı benim içimde bir adım oluyor.
Ben kendime ses oluyorum.
Çünkü biliyorum: Sessizce yazılanlar, bir gün bir kalbin içinde yankılanır.
Blog Tutmak Bu Yüzden Kıymetli
Blog yazmak bir yarış değil, bir yürüyüştür.
Adım adım, sessizce, sabırla…
Ve ben her yazımda içimdeki o sakin sese daha çok kulak veriyorum.
Gürültüye rağmen ilerlemek mümkün.
Hatta bazen gürültü olmadan daha hızlı değil ama daha anlamlı yürüyorsun.
Sen de belki yazmıyorsun ama düşünüyorsun.
Bu yazının temeli, bir gün önce yazdığım
Bir Geliştiricinin Sessiz Günü yazısında atılmıştı.
Oradan buraya, sessizlik içinde bir ilerleyiş…
Okuyucuya Sessiz Bir Soru:
Sen Hangi Gürültüyü Susturmak İstiyorsun?
Gün içinde kaç kez sadece “duymuş olmak için” bir şeye baktın?
Kaç kez kalbinden geçen değil, senden beklenen cümleyi kurdun?
Belki sen de bu dijital gürültüde boğuluyorsun.
Ama içinde hâlâ sessiz bir ses var, biliyorum.
Belki yazmak istiyor, belki sadece durmak…
Bugün bir cümle yaz:
Bağırmadan. Rekabet etmeden. Yalnızca kendine ait bir sesle.
Yorumlara bırakmak istersen yaz — çünkü bazen bir kelime, bir başkasına fısıltı olur.
Unutma:
Sessizliğin de sesi vardır. Ve o ses, en çok ihtiyaç duyulana ulaşır.

