Etiket: kalbedokunanlar

  • Yıkılmadım Ama Yoruldum: Güçlü Olmanın Sessiz Bedeli

    Yıkılmadım Ama Yoruldum: Güçlü Olmanın Sessiz Bedeli

    Güçlü Görünmek Zorunda Değilsin

    Bazı insanlar vardır, onlara “Nasılsın?” diye sorduğunda hep aynı cevabı alırsın:

    “İyiyim.”

    Ama o kelimenin ardında uykusuz geceler, bastırılmış gözyaşları, içine gömdüğü cümleler vardır.

    Sadece söylemez.

    Çünkü alışmıştır güçlü görünmeye. Ama güçlü olmak, yorgun olmamak demek değildir.


    Destek İstemek Zayıflık Değildir

    Uzun süredir kendi kendine yetiyorsun. Dertlerini içine konuşuyor, hayallerini bile bazen kimseyle paylaşamıyorsun.

    Çünkü bir yanın hep şöyle diyor: “Ben dayanmalıyım. Başka çarem yok.”

    Ama unuttuğun bir şey var:

    Kimse senden hep dimdik durmanı beklemiyor.

    Bazen dizlerinin bağının çözülmesi de insanca bir şeydir. Ve destek istemek, zayıflık değil, insanlık hakkıdır.


    Kendine Sor: “Ben Nasılım Gerçekten?”

    Bugün kendine sadece bir soru sor: “Ben nasılım gerçekten?”

    Cevap belki sessizlik olacak… belki boğazına düğümlenen bir kelime. Ama işte o sessizlikte en gerçek duyguların gizlidir.

    Çünkü sen konuşmadıkça, içindeki yorgunluk büyür.

    Ve bazen sadece kabul etmek bile hafifletir:

    📌 “Yıkılmadım ama yoruldum.”


    Sürekli Güçlü Görünmeye Çalışma

    Her sabah güçlü görünmeye çalışmak bile bir yorgunluktur.

    Sanki sürekli bir sahnede rol yapar gibi…

    Ama artık rol yapmana gerek yok. Sen zaten yeterince güçlüsün. Yorgunluğun da bu gücün sessiz tanığı.


    Kendine Bir Nefes Ver

    Bugün biraz dur.

    Kimseye bir şey kanıtlamaya çalışma.

    Sadece kendine bir şefkat alanı aç. Çünkü en çok senin kendi desteğine ihtiyacın var.

    Kendine şöyle de:

    “Her şeyi yapmak zorunda değilim. Biraz yavaşlayabilirim. Hâlâ değerliyim.”


    Okuyucuya Çağrı

    Sen de bazen sustun mu?

    Kendini anlatamadığın, “iyiyim” derken aslında içinin yandığı bir gün yaşadın mı?

    Yorumlara sadece bir kelime bile yaz.

    Belki “yoruldum” dersin.

    Belki “dayanıyorum.”

    Ama bil ki:

    Bu yazıyı okuyan bir başka yürek, aynı yorgunluktan geçmiş olabilir. Ve belki bu yazı, sana bir omuz olmaz…

    Ama “yalnız değilsin” diyen bir fısıltı olabilir.

  • Kendine Kızma, Kendini Anla: En Çok Senin Şefkatine İhtiyacın Var

    Kendine Kızma, Kendini Anla: En Çok Senin Şefkatine İhtiyacın Var

    Kendine İyi Davran: En Çok Senin Şefkatine İhtiyacın Var

    Bazen kendimizle öyle sert konuşuruz ki…

    Başkası söylese kırılırız. Ama kendi içimizde yıllardır yankılanmasına izin veririz:

    “Yine başaramadın.”“Neden hâlâ buradasın?”

    “Senin elinden zaten bu gelmezdi…”

    Ama bugün başka bir şey söylemek istiyorum:

    Dur.

    Derin bir nefes al.

    Ve kendine şunu fısılda:

    “Ben elimden geleni yapıyorum.”


    İç Savaşın Sessizliği

    Kimse bilmez belki…

    Ama sen geceleri ne düşündüğünü, hangi cümleleri içine attığını, sabahları hangi duyguyla uyandığını bilirsin.

    O yüzden en çok senin kendine anlayış göstermen gerekir.

    Başkalarının görmediği yükleri sen taşıyorsun, o halde kendine biraz daha nazik davranabilirsin.


    Başkasını Değil, Kendini Teselli Et Bu Kez

    Bugün biri üzgün olduğunda ona ne derdin?

    “Geçer…”

    “Yanındayım…”

    “Sen çok güçlü birisin…”

    Peki bunları en son ne zaman kendine söyledin?

    Belki o cümleleri ilk önce kendine söyleme vakti gelmiştir.


    Okuyucuya Çağrı:

    Bugün, iç sesine yumuşak davran.

    Sadece bir cümleyle başla:

    📌 “Ben sana kızmıyorum. Hâlâ buradayım.”

    Yorumlara bu cümleyi bırak ya da sadece kendine fısılda.

    Çünkü bazen kendini affetmek, yeniden başlamak için yeterlidir.

  • İçindeki Çocuğun Sesini Duy: Unutulmuş Bir Gülümsemenin İzinde

    İçindeki Çocuğun Sesini Duy: Unutulmuş Bir Gülümsemenin İzinde

    Çocukken Her Şey Daha Gerçekti

    Hatırlıyor musun?

    Bir şeyi istediğinde önce hayal eder, sonra çizerdin.

    Korktuğunda gizlenmezdin, sesli söylerdin.

    Üzüldüğünde susmaz, ağlardın. Ve bu ağlamak bile iyileştirirdi.

    Zaman geçti. Büyüdük.

    Ama büyümek bazen kendini kaybetmek anlamına geliyor.

    Bugün, içindeki o küçük çocuğun hâlâ orada olduğunu hatırlamak için yazıyorum.

    Kaybolan Sadece Zaman Değildi

    O çocuk; umutluydu, inanıyordu, heyecan duyuyordu.

    Şimdi ise belki seninle konuşmuyor çünkü uzun süredir dinlenmedi.

    Belki de bir köşede hâlâ oturuyor, senin ona dönmeni bekliyor…

    Ne zaman son kez neşesiz neşeli bir kahkaha attın?

    Ne zaman sebepsizce hayal kurdun?

    İçindeki çocuk hâlâ seni izliyor.

    Sadece onun dilinden konuşmayı unuttun.

    Kırgınlıklar Büyümekle Değil, Sessizlikle Artar

    Hayat seni yordu, anlıyorum.

    Ama yorgunluğun kendine bile söylemediğin sözlerden geliyor olabilir:

    “Ben seni ihmal ettim.”

    “Çok çalıştım ama seni unuttum.”

    “Birilerini memnun ederken seni susturdum.”

    Ve şimdi… sadece küçük bir an istiyor:

    “Beni hatırla.”

    Okuyucuya Çağrı:

    Bugün içindeki çocuğa bir cümle yaz.

    O seni hâlâ bekliyor. Belki kırgın, ama hâlâ umutlu.

    Yorumlara bırakmak istersen sadece şu cümleyi yaz:

    “Seni yeniden duymak istiyorum.”

    Çünkü bazen en büyük iyileşme;

    kendi sesine yeniden kulak vermekle başlar.

  • Kendine Yazılmış Sessiz Bir Mektup

    Kendine Yazılmış Sessiz Bir Mektup

    Bazı yazılar vardır ki…
    Paylaşılmaz.
    Beğeni almaz.
    Hatta okunmaz.

    Ama yine de yazılır. Çünkü yazan, birine değil — kendine sesleniyordur.

    Bugün o gün olabilir.
    Kaleminle bir cümle yaz ve fark et:
    İçinde biri konuşmak istiyor. Belki uzun süredir sustuğu için sesi yavaş… ama gerçek.


    Kendinden Özür Dilemek İçin Yaz

    “Seninle yeterince ilgilenemedim.”
    “Çok koştum ama seni unuttum.”
    “Kalabalıkları önemsedim ama seni susturdum.”

    Bu satırlar bir iç hesaplaşma değil.
    Bir iç şefkat başlangıcı.

    Çünkü bazen sadece kendinden bir özür beklersin.
    Dışarıdan değil.


    Kendini Yeniden Hatırlamak İçin Yaz

    Belki uzun zamandır yazmıyorsun.
    Yazdıkların başkaları için oluyor.
    Ama bu defa başka…

    Bu defa “birinin okuması” için değil — kendini duyman için yaz.

    Ve o sessiz mektup, yıllar sonra bile sana şöyle fısıldayabilir:
    “Ben seni hiç terk etmedim.”


    Yazının Değdiği Yer İçin Değil, Çıktığı Yeri Onarmak İçin

    Sen farkında olmadan yazdığın her satır, içindeki kırık yerlere dikiş olur.
    Bir gün biri okur, biri beğenir, biri yorum yapar mı?
    Belki.

    Ama bu yazının ilk okuru — sen olmalısın.
    Çünkü senin iç sesin, o yazının en derin yankısıdır.


    Okuyucuya Soru:

    Peki sen, en son kime yazdın?
    Ve neden o kişi kendin değildi?

    Bugün, sadece bir cümleyle bile olsa — kendine bir mektup yaz.
    Paylaşmak istersen yorumlara bırak.
    Ama paylaşmasan da olur.

    Çünkü seninle baş başa kalacak bir yazı, bazen dünyalara bedeldir.