
Ramazan Bayramınız Kutlu Olsun 🍬
Ramazan Bayramı

Bazen kendimizle öyle sert konuşuruz ki…
Başkası söylese kırılırız. Ama kendi içimizde yıllardır yankılanmasına izin veririz:
“Yine başaramadın.”“Neden hâlâ buradasın?”
“Senin elinden zaten bu gelmezdi…”
Ama bugün başka bir şey söylemek istiyorum:
Dur.
Derin bir nefes al.
Ve kendine şunu fısılda:
“Ben elimden geleni yapıyorum.”
Kimse bilmez belki…
Ama sen geceleri ne düşündüğünü, hangi cümleleri içine attığını, sabahları hangi duyguyla uyandığını bilirsin.
O yüzden en çok senin kendine anlayış göstermen gerekir.
Başkalarının görmediği yükleri sen taşıyorsun, o halde kendine biraz daha nazik davranabilirsin.
Bugün biri üzgün olduğunda ona ne derdin?
“Geçer…”
“Yanındayım…”
“Sen çok güçlü birisin…”
Peki bunları en son ne zaman kendine söyledin?
Belki o cümleleri ilk önce kendine söyleme vakti gelmiştir.
Bugün, iç sesine yumuşak davran.
Sadece bir cümleyle başla:
📌 “Ben sana kızmıyorum. Hâlâ buradayım.”
Yorumlara bu cümleyi bırak ya da sadece kendine fısılda.
Çünkü bazen kendini affetmek, yeniden başlamak için yeterlidir.

Hatırlıyor musun?
Bir şeyi istediğinde önce hayal eder, sonra çizerdin.
Korktuğunda gizlenmezdin, sesli söylerdin.
Üzüldüğünde susmaz, ağlardın. Ve bu ağlamak bile iyileştirirdi.
Zaman geçti. Büyüdük.
Ama büyümek bazen kendini kaybetmek anlamına geliyor.
Bugün, içindeki o küçük çocuğun hâlâ orada olduğunu hatırlamak için yazıyorum.
O çocuk; umutluydu, inanıyordu, heyecan duyuyordu.
Şimdi ise belki seninle konuşmuyor çünkü uzun süredir dinlenmedi.
Belki de bir köşede hâlâ oturuyor, senin ona dönmeni bekliyor…
Ne zaman son kez neşesiz neşeli bir kahkaha attın?
Ne zaman sebepsizce hayal kurdun?
İçindeki çocuk hâlâ seni izliyor.
Sadece onun dilinden konuşmayı unuttun.
Hayat seni yordu, anlıyorum.
Ama yorgunluğun kendine bile söylemediğin sözlerden geliyor olabilir:
“Ben seni ihmal ettim.”
“Çok çalıştım ama seni unuttum.”
“Birilerini memnun ederken seni susturdum.”
Ve şimdi… sadece küçük bir an istiyor:
“Beni hatırla.”
Bugün içindeki çocuğa bir cümle yaz.
O seni hâlâ bekliyor. Belki kırgın, ama hâlâ umutlu.
Yorumlara bırakmak istersen sadece şu cümleyi yaz:
“Seni yeniden duymak istiyorum.”
Çünkü bazen en büyük iyileşme;
kendi sesine yeniden kulak vermekle başlar.

Bazı yazılar vardır ki…
Paylaşılmaz.
Beğeni almaz.
Hatta okunmaz.
Ama yine de yazılır. Çünkü yazan, birine değil — kendine sesleniyordur.
Bugün o gün olabilir.
Kaleminle bir cümle yaz ve fark et:
İçinde biri konuşmak istiyor. Belki uzun süredir sustuğu için sesi yavaş… ama gerçek.
“Seninle yeterince ilgilenemedim.”
“Çok koştum ama seni unuttum.”
“Kalabalıkları önemsedim ama seni susturdum.”
Bu satırlar bir iç hesaplaşma değil.
Bir iç şefkat başlangıcı.
Çünkü bazen sadece kendinden bir özür beklersin.
Dışarıdan değil.
Belki uzun zamandır yazmıyorsun.
Yazdıkların başkaları için oluyor.
Ama bu defa başka…
Bu defa “birinin okuması” için değil — kendini duyman için yaz.
Ve o sessiz mektup, yıllar sonra bile sana şöyle fısıldayabilir:
“Ben seni hiç terk etmedim.”
Sen farkında olmadan yazdığın her satır, içindeki kırık yerlere dikiş olur.
Bir gün biri okur, biri beğenir, biri yorum yapar mı?
Belki.
Ama bu yazının ilk okuru — sen olmalısın.
Çünkü senin iç sesin, o yazının en derin yankısıdır.
Peki sen, en son kime yazdın?
Ve neden o kişi kendin değildi?
Bugün, sadece bir cümleyle bile olsa — kendine bir mektup yaz.
Paylaşmak istersen yorumlara bırak.
Ama paylaşmasan da olur.
Çünkü seninle baş başa kalacak bir yazı, bazen dünyalara bedeldir.